
HRS Platformuna hoş geldiniz.
Günümüzde insanın kendi yorgunluğuna vakit ayırabilmesi bir lüks gibi görülebiliyor. Şu anda bu makaleyi okuyor olmanız başlı başına bir mücadelenin sonucudur. Gözlerimi kapatıp düşündüğümde bir kilise önderinin hayat senaryosu gözümün önünde serilen bir halı gibi açılıyor; üyelerin arasında beliren gerilimleri yatıştırmaya dönük o arabulucu görüşmeler, hastanede geçirilen belirsiz ve zorlu geceler, dersler, seminerler ve vaazlar hazırlamak için referans kitapları açıp bilgisayar başında geçirilen sayısız saatler…
Günümüzde Türk kilisesinde kendi ailesiyle, ailesinin yeterli göreceği kadar zaman geçiren bir kilise önderi var mıdır? Hatta soruyu bir adım öteye taşıyalım: Aile ile geçirilen nitelikli zaman bir yana, bugün Türkiye kilisesinde ruhunu gerçekten dinlendirebilmiş kaç önder vardır acaba?
Gözüm kapalıyken başka bir senaryo geliyor aklıma. Şafak vaktinin yatıştırıcı gri sislerinin arasından geçerek huzurlu bir şekilde yürüyen bir adam. Arkasındaki ağaçlı dağlarda kuşlar daha yeni yeni uyanıp cıvıltılarıyla sabahı karşılıyor. Hava serin fakat üşüten bir soğukluk değil bu; sabahın erken saatlerine özgü o tazelikle dolup taşıyor. Yürüdükçe adamın gözündeki canlılık artıyor. Ve çıplak olduğu halde utanmayı bilmiyor. Aksine tam bir rahatlıkla yürüyor çünkü yanında, onun her şeyiyle tanıyan ve seven Rab’bi var.
Düşüş öncesi bahçeyi ara ara tefekkür etmek gerekir. Günah kirli kıyafetler gibi hayatlarımızı örtmeye başlamadan önce Tanrı'nın bir düşüncesi vardı. İnsanoğlunu ve hatta bütün yaratılışı yarattığında O'nun adımlarına yön veren bir vizyon. Bu vizyonun içinde çalışmak nasıl bir şeydi? Dinlenmek nasıl bir şeydi ve hayatımızın önemli parçaları olan bu iki unsurun arasındaki denge için Tanrı’nın tasarısı neydi?
Bahçede Âdem'in Tanrı ile bir dost gibi konuştuğunu görüyoruz. Bunlar bazen sıradan günlük konular, bazen de yüreklerini birbirlerine paylaştıkları derin paydaşlık anlarıydı. Bunun için ciddi bir zaman diliminin varlığı göze çarpıyor. Üstelik bu paydaşlık başka işlerin arasına sıkıştırılmış ya da diğer sorumluluklardan çalınmış dar alanlara hapsolmuş değildi. Günümüzde bu yapılsaydı derdik ki buna zaman ayırdılar, fakat bu bağlamda “zaman ayırmak” demek eksik kalır. Zamanlarının özü zaten buydu; birlikte yürüdükleri o anlar bahçedeki yaşamlarının en başından beri tam merkezinde yer alıyordu.
Aynı zamanda Yaratılış 1. bölümün 26. ayetinde, Tanrı insanı yaratmadan önce insan hakkındaki vizyonunu açıklarken bir görevden bahsediyor. İnsanoğluna tüm yaratılış üzerinde egemenlik görevi verilecektir. Takip eden ayette insanı yaratır ve bu iş tanımını detaylarıyla kendilerine aktarır.
Görünen o ki Tanrı bizi yarattığında hem çalışmak hem de sakin ve dinlendirici zamanlar geçirmek üzere yaratmış. Üstelik bu dinlenme zamanlarının ruhsal boyutta da bizi beslemesini amaçladı. Âdem, şafak sislerinin içinde yalnız değildi; Tanrı ile birlikte yürüyordu. Etrafında hem gözlere hem de damak tadına hitap eden sayısız meyve ağacı vardı ve tek bir ağaç hariç erişmesi için sınırsız bir bolluk sunulmuştu. Yaratılış 2. bölüm 9. ayette bu ağaçların güzelliğinden özellikle bahseder. İlişkisel boyutta da evreni yaratan Tanrı'ya dost olarak sahip olmasına rağmen Tanrı bunu yalnız başına yeterli görmedi. Âdem'in kendi türünden bir paydaşlığa da ihtiyaç olduğunu bilerek ikinci bir insanı yarattı. O noktadan sonra bu ikisi, hem önlerindeki görevlerine hem de dinlendirici paydaşlıklarına birlikte koyuldular. Nitekim bu çalışma ve dinlenme dengesi, Her Şeye Gücü Yeten Rab'bin kendisinde de sürekli gördükleri bir olguydu. Bu ilke, insan yaratılmadan önce bile Kutsal Kitap’ta görülmektedir. Dinlenmek üzere kutsanan ilk Şabat günü, Tanrı’nın kendi varlığında belirlediği bir zamandı.
Durum böyleyken dinlenme ve tazelenme zamanlarımızı birer lüks olarak görmek geçerliliğini yitiriyor. Tanrı'nın kendi varlığı için bile gerekli ve sağlıklı gördüğü bir dengeye bizim ihtiyacımız olmaz mı?
Hem kendimizi hem de ailemizi yıpratacak noktasına kadar hizmet etme hırsıyla yanıp tutuşmak Tanrı’nın bizim için tasarısı değildi. Vahiy kitabının 2. bölümünde Efes’teki kilisesine hatırlandığı gibi “başlangıçtaki sevgimizin” uğruna yanmamız lazım, hizmetlerimizin uğruna değil. Türk kilisesinin önderleri için bu iki kavram arasındaki farkı keşfetme zamanı gelmiştir. Kilise ve kilise üyelerimiz için yüreğimizde taşıdığımız güzel vizyonları gerçekleştirmek adına dinlenmeye ayırmamız gereken zamanı feda ediyorsak, Tanrı’nın tasarısıyla çelişiyoruz demektir.
Bu konuda kilise olarak öğrenmemiz gereken çok şey var. Tanrı’ya yaraşır biçimde dinlenmeyi, çalışmak ile dinlenmek arasındaki dengeyi koruyarak her iki alanda da aşırılıktan kaçınmayı ve tükenmeye başladığımız noktaları fark edip bu dengeyi yeniden kurmanın yollarını keşfetmeliyiz. Hizmet alanlarımızda önemli sorumluluklarımız var; ancak kendimize ve ailemize karşı da aynı derece önemli sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bunları öğrendikçe hayatlarımızla Tanrı’yı çok daha bütünsel bir şekilde yüceltmeyi öğreneceğiz.
HRS Platformu Koordinasyon Ekibi